4 Kasım 2017

Eyvah ya aldatırsam!

Eyvah ya aldatırsam!

Erkeklerin de kadınların da aldatması üzerine çok konuşuldu, aldatılma korkusu üzerine çok yazıldı fakat bir de pek de üzerinde durulmayan kadınların ‘ya aldatırsam’ korkusu var. Çünkü ‘düzgün’ erkekler bunu hiç hak etmiyor ve kadınlar da aldatmakla aldatmamak arasındaki arafta çırpınıp duruyor! Yaşayanlar anlatıyor…

Elele Dergisi Ekim sayısında yayınlanmıştır. Telif hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.’ye aittir.

Esra’nın ne yaşadığını bir türlü tanımlayamamıştım, bir aldatma yoktu ortada ama hissettiği duygu tam olarak evliliğine mal olmuştu. Şaşırtıcıydı ve bir o kadar da ürkütücü, “Eşimle Rus bir baletten milonga dersi almaya başlamıştık, çok da sevimsiz bir adamdı. Dönüp bir kez bile bakacağım biri değildi, oysa ne zaman hareketleri bana göstermek için karşıma geçip elimi tutsa kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu, göz göze gelmemek için gözlerimi yerden kaldıramıyordum. Küçük bir afişte fotoğrafını gördüm, afişi katlayıp hemen çantama attım. Eve gidince, gizlice baktım. Yüzüne bakamama halim fotoğrafında bile devam ediyordu. Düpedüz yabancıydı, ona karşı hiçbir yakınlık hissetmiyordum ama aklımdan da çıkmıyordu. Eşim bana ne zaman yaklaşsa sanki o baleti aldatıyormuşum hissine kapılıyordum, oysa tam tersi olmalıydı. Cinsel hayatımız bitmişti, sekiz ay sonra boşanmam gerektiğine karar verdim. Başka birine karşı böyle bir şey hissediyorsam eşimle olmaya hakkım yoktu. Baletle birlikte olmayı aklımdan bile geçirmedim, bana göre biri olmadığından çok emindim. İki yıl sonra bir tiyatro antraktında karşılaştık, boşanmıştım, hem de ona olan hislerim yüzünden ama bundan ne onun ne de eski eşimin haberi vardı. Uzaktan yüzüme baktığında beni hatırlayıp hatırlamadığından bile emin olamadım. Neydi bu?”

Aynı iş aynı ortam derken…
Esra aldatmayı aklından bile geçirmemişti, belki dürüstlüğünden, belki karakteri buna el vermemişti oysa Nermin vicdanıyla epey cebelleşmek zorunda kalmış ve sonunda işini kaybetmişti. Kendisi de patronu da evliydi, birlikte çalıştıkları modaevinde günün tamamını hatta mesai saatlerini de birlikte geçiriyorlardı. Birbirlerine karşı bir şeyler hissettikleri kesindi ama kimse konuyu açmaya cesaret edemiyordu! İkisi de eşlerini aldatmaktan korkuyordu, “Paris Moda Haftası’na beraber gittik, romantik bir akşam yemeği yedik. Odalarımız karşılıklıydı. Resmiyetimizi hiç bozmadık, odaya o kadar zor girdim ki anlatamam, ayaklarım beni ona çekiyorken sessizce odama girip kapıyı kapattım, o anlar bile sanki ağır çekimde yaşandı. Paris’te o gece hayatımın en uzun gecesini geçirdim, bütün gece uyuyamadım. Kocamı, çocuklarımı düşündüm. Ertuğrul bunu hak etmiyordu, o iyi bir adamdı, harika bir kocaydı, onu aldatma ihtimalim aklına bile gelmezdi, öyle olsa beni bir adamla Paris’e tek başıma gönderir miydi? Bu kadar güveniyordu bana. Mutluyduk üstelik! Oysa kulağım hep kapıdaydı, eğer kapı çalsaydı ne kadar dayanabilirdim bilmiyorum. Eminim o da bütün gece kapının çalmasını beklemiştir.” Nermin aldatmayı ne kendine ne ailesine yediremese de o kadar bölünüyordu ki iki isteği arasında! Kocasına sadık kalma ve patronuyla birlikte olma arzusu… Uyku düzeni bozulmuştu, iş yerinde sürekli gerginlik vardı. “Sonunda bir yerde koptu ipler” dedi, öpüşmüşlerdi ve işin burada kalmayacağını hissettiği anda bir iğrenme duygusu kaplamıştı içini, “Kendimden iğrendim, sanki sadece midem değil her şey bulandı. Orada kesip attım bu ilişkiyi…” İstifasını vermek için bile gitmemişti iş yerine! Resmi bir mail atmış, patronunun telefonlarını da engellemişti. “Böyle bir şey yapsam kendimi hiç affetmezdim. Geçmesini bekleyeceğim bu duyguların, eşim bunu kesinlikle hak etmiyor” diyor sürekli.

Erkekler rengarenk
Azra uzun bir ilişkiyi yeni noktalamış ve kahkaha atarak, “Aldatırım diye korkuyorum” diyor. “Flört etmeyi unutmuşum, tam tamına 16 senenin sonunda ilk kez birileri ile dışarı çıkıyorum. Biri motosiklet delisi, o gece onunla yemek yiyip hız tutkusunu paylaşmak çok cazip geliyor, otobanda son gaz basıyoruz mesela. Ertesi gün bankada çalışan bir beyaz yaka ile buluşuyorum, para ve finans konuşuyoruz. Cuma akşamı kesinlikle rock ya da caz seven biriyle eğlenmek, dağıtmak, sabahlamak istiyorum. Eğlencenin dibi yani… Bunu bankacı ile yapamazsın! Hafta sonları ise seyahat ve macera tutkunu birini istiyor içim. Tek bir adama bağlı kalsam çok tekdüze bir hayatım olacak, ben bu hayatı zaten 16 sene yaşamışım. Her şeyi düzgün yapmışım, evime, eşime bağlı kalmışım. Kimseye ‘seninle uzun süreli bir ilişki yaşamak istiyorum’ demiyorum, ‘sadece takılabiliriz’ diyorum. Bağlanacak gibi oluyorsa hemen bırakıp kaçıyorum çünkü hepsi düzgün insanlar ve onları aldatmak istemiyorum.” Azra ilk boşandığında bir haftalığına Londra’ya kaçmış. Otelden çıkarken resepsiyona “Dağıtmaya gidiyorum, gecenin bir saatinde döndüğümde yanımda biri olabilir ama sakın o adamı yukarıya çıkarmama izin vermeyin” demiş, “Hakikaten sabahın dördünde yanımda biriyle taksiden inmişim, çok tatlı bir İtalyandı, benden hoşlanmıştı ama yeni boşandığım için yeni bir ilişki istemiyordum. O yukarı çıkmak istedikçe ‘resepsiyon, resepsiyon’ diye bağırdığımı hatırlıyorum. Tabii ki müdahale ettiler, niye yukarı alınmadığını anlayamadı bir türlü! Hala doğru kararı verdiğimi düşünüyorum. Bir ilişkinin hasarıyla diğerine başlamak ona ihanet olurdu ki o İtalyan tatlısı bunu kesinlikle hak etmiyordu!”

Kırlent gibi koca
Sema kocasını kırlente benzetiyor, “İşten eve geldiğinde bir kırlente dönüşüyor adeta. Koyduğun yerde kalıyor. Yılda 1-2 kez dışarı çıkartmayı başarırsam kendimi şanslı sayıyorum, o kadar evcimen. Tabii bir süre sonra ona da sadece yastık muamelesi yapmaya başladım. Bir erkek gibi hissedemiyorum onu. Aldatmak da istemiyorum, çünkü iyi bir baba, iyi bir adam, evimin direği! Ben de dışarıda ufak ufak konuşuyorum birileriyle ya da online’da ama bu minik flörtler asla aldatmaya dönüşmüyor. Biri duygularını açacak olursa veya benden beklentiye girerse hemen ‘evliyim’ kartını gösteriyorum. Derdim onu aldatmak değil ama kocam da çok renksiz, çok tatsız, tuzsuz, kokusuz bir şey, ben de bu ara formülü buldum yoksa hayat çok sıkıcı olurdu” diyor.

Film şeritleri gözümün önünden geçiyor!
Tuvana tek eşli değil çok eşli olmaktan yana, “Aynı anda hiç tek kişi olmadı, çünkü erkeklerin tekdüzeliği beni çok sıkıyor. Onlara doğruyu söylemiyorum ama yalan da söylemiyorum. Sadece bir açıklama gereği duymuyorum. Öğrenirlerse öğreniyorlar, gizlemek gibi bir durum yok yani. Bu benim hayatım ve niye onu birine bağlayayım ki! Kimse kalıcı değil sonuçta… Biriyle ilk tanıştığımda hemen soyadını soyadımın yerine koyuyorum, Tuvana Soyer mesela, yakışıyor mu yakışmıyor mu bakıyorum. Sonra bana nasıl evlenme teklif edeceğinden düğünde hangi renk damatlık giyeceğine, mekana, çiçeklere kadar her şeyi kafamda mizansen olarak kurguluyorum. Üç yıl sonra beş yıl sonra ne yaşayacağımızı da görüyorum böyle böyle… Sonuçta pek çok şeyi yaşamadan tüketiyorum galiba. Başkalarını öğrendiklerinde bana duydukları saygıyı yitiriyorlarsa hemen ilişkiyi kesiyorum fakat beni kazanmak için diğeriyle rekabete giriyorlarsa işte orada tatlı bir hikaye başlıyor.” Tuvana erkekleri aldatmaktan değil ama babasının bu yaşam tarzını öğrenip kendini aldatılmış hissetmesinden çok korkuyor, bu yüzden flörtleriyle babasını hiç tanıştırmıyor. “Babam çok iyi bir evlilik yapmamı istiyor, annemle mutlu bir evlilikleri var ve ona hep sadık kalmış, üstelik de birlikte olduğu ilk kadın olduğu halde… ‘Umarım senin de eşinle öyle olacak’ deyip durduğu için beni anlamasını beklemiyorum, yalnızca onun kendini kandırılmış hatta aldatılmış hissetmesinden çok korkuyorum. Bu hayal kırıklığını yaşamamalı” diyor.

PragmatiK ilişkiler
Yeşim’in evliliği de aldatma hikayesi de çok ilginç, “Biz eşimle tanıştığımızda onun uzun yıllardır birlikte olduğu biri vardı, benim de aşık olduğum ve bir türlü evliliğe ikna edemediğim biri. Babalarımız birlikte iş yapıyordu. Bir gün ikimizin de babası ‘evlenmeyi düşünmez misiniz?’ diye bizi bir kenara çekip konuştular. Ticari olarak çok cazipti onlar için… Onu çocukluğundan beri tanıyordum, bana hiç çekici gelmemişti ama bir an platonik aşkımdan intikam almak için bu evlilik fikri hoşuma gitti. Hem de ondan kat kat üstün biriyle evlenecektim. Emir ile birkaç kez yemeğe çıktık, dayanamayıp ona aşkımdan bahsettim. O da benim ideal bir eş olabileceğimi düşünmekle birlikte sevgilisinden ayrılmak istemediğini söyledi ve inanılmaz bir teklifte bulundu; ‘Evlenelim ama birbirimizi rahat bırakalım’ dedi. Bu şekilde o sevgilisi ile görüşmeye devam edecekti, babalarımızın ticari ortaklığı devam edecekti, ben de istediğim kişiyle birlikte olabilecektim. Zaten böyle bir anlaşma olmasa kesinlikle ona bağlı kalarak bir evliliği yürütemezdim. Hatta evlendiğimizde sevgilisiyle üçümüz yemek yedik, o da bunun anlaşmalı bir evlilik olduğunu biliyordu. Yine de ilginç bir şekilde bir aldatma korkusu gelişti bende. O başkasıyla birlikte olsa da sanki gerçekten evliymişiz gibi ona bağlı olmak zorunda hissediyordum kendimi. Bana burun kıvıran adam evleneceğimi duyunca küplere binmişti. Evlenince de ufak ufak flört etmeye başladık. İlk başlarda yemek yesek bile suçluluk hissediyordum. Sonra kendi kafamda seks başka şey, evlilik başka diyerek ikna ettim kendimi. Şimdi üç yıldır sevgilimle gayet iyiyiz, o evlilik müessesine karşı ve hiç evlenmeyi düşünmediğini söylüyor. Evlenmesem benimle birlikte olmazmış. Böylece bir yükümlülükten kurtulmuş hissediyor kendisini. Tek derdimiz bu durumu ailelerimize yansıtmamak. Çocuk yapmaya karar verdiğimiz zaman kararlarımızı tekrar gözden geçireceğiz.”

Her şey bir anda oldu!
Sevilay şu anki eşini ilk ve son kez aldattığında nişanlıymış, “İş için önce Portekiz’de Ericeira’ya sonra da İskoçya’ya Edinburgh’a gitmiştik. İki şehir de masalsıydı, karşınıza masa çıksa aşık olursunuz, o derece! İş tahminimizden erken bitince 2-3 gün boşluk oluştu. Biz de bir gece bara gittik, malum viski oranın milli içkisi. Alışık olmasam da epey içtim, yanımda oturan pilot benimle konuşmaya başladı, üniforması hala üzerindeydi ve inanılmaz çekici görünüyordu. Bir baktım öpüşüyoruz, yanımdaki arkadaşımın, ‘Kimse seni görmeyecek’ falan dediğini hatırlıyorum, ertesi sabah otel odasında uyandığımda aklım başımdan gitti. Ne ara bu odaya kadar geldiğimi hiç anlayamadım. Nişanlım aklıma gelince kan beynime sıçradı. Nikah tarihi yaklaştıkça zona çıkarttım, nişanlım sürekli neden bu kadar gergin olduğumu soruyor ve bunu düğün stresine bağlıyordu. Çok vicdan azabı çektim ya susacak, bu sırrı mezara götürecektim ya da söyleyecek ve kendimi onun insafına bırakacaktım. En sonunda sevdiğim adamı kaybetme pahasına ona söyledim ve ‘ayrılmak istersen anlarım’ dedim. Hiç beklemediğim bir cevap verdi bana, ‘Düğün öncesi stres yaşadığını düşünüyorum. Eğer bu devam eden bir ilişki olsaydı tepkim farklı olurdu ama sen dürüst davrandın, bunu bana söyledin. Dürüstlüğün için çok teşekkür ediyorum, zona çıkarttın, demek ki bu sana çok ağır gelmiş ve gerçekten üzgün olduğunu görüyorum. Seni her şeyden çok sevdiğimin ispatı olarak bunu görmezden geleceğim ama lütfen bir daha bunu bana yapma!’ O kadar etkilendim ki, resmen ona bir kez daha aşık oldum. Şimdi biri bana yan gözle baksa hemen onun elini tutuyorum, gözlerinin içine bakıp ‘Sevdiğim adam sensin ve bu hiç değişmeyecek’ diyorum. Bu aldatma hikayesi onun beni ne kadar önemsediğini ve sevdiğini bana sonsuza dek gösterdi.”

0 beğeni Elele , İlişki # , ,
Paylaş: / / /